|
|
June 28
3 dakika, olay bu kadar. Sıfır noktasındayız. Olayın şerefine bir konuşma yapmak ister misin? Artık heyecan başlıyor.Neyi öğrendim biliyor musun ? İnsan gerçekten sevdiğini incitiyor...
İnsan uykusuzluk çekerken aslında hiç uyumuyor ve hiçbir zaman da uyanık kalamıyor. Uykusuzken hiçbir şey gerçek görünmüyor, sanki her şey uzakta, her şey suretin suretinin sureti ve anladım ki insan uykusuzluktan ölemiyor...
Koştum... Kaslarım yanıncaya ve damarlarım asitle doluncaya kadar koştum.Ve sonra bir şeyler oldu, kendimi bıraktım. Sonsuzlukta kaybolup karanlık sessizlikle bütünleştim , özgürlüğü buldum . Ümidin kaybolması özgürlük demekti...
Önce teslim olmalısın, her şeyden önce korkmayı bırakıp bir gün öleceğini kabullenmelisin. Tibet felsefesine göre hepimiz ölüyoruz.Aslında ben ölmüyordum, kanser değildim, vücudumda parazit yoktu. Ben bu dünyanın etrafında kalabalık oluşturduğu küçük merkeziydim .Onun felsefesi ise her an ölebileceğiydi. Asıl trajedi ölmemem diyordu. Ama bir süre sonra herkesin hayatta kalma oranı sıfıra iniyor.
Damağındaki o küçük çizik dilinle oynamasan hemen geçer ama duramıyorsun, oynuyorsun.
Uçaklara neden oksijen maskesi koyduklarını biliyor musun? Nefes almak için mi? Hayır! Oksijen kafa yapar. Acil durumda panik halde derin nefesler alırsın ve birden bire bütün vücudun rahatlayıp gevşer.
Söylesene, şu akıllı olman, işine yarıyor mu ? O zaman devam et, sonuna kadar .
Bütün olmaya kalkışma, mükemmel olmaya hiç çalışma ! Omuriliğinden aşağıya inen ürpertiyi hisset. Bence evrilelim, bırakalım her şey düşeceği yere düşsün. Şu haline bak, çok komik görünüyorsun. Her şeyi kontrol etmeyi çalışmayı bırak ve rahat ol! Tamam mı? Bırak artık!
(Beynime bir silah daya ve duvarları beynimle boya!!! Koltuğunuzu dik duruma getirip masanızı kapatın. Az önce kabin basıncını kaybettik)
Şunu bil ki sahip olduğun şeyler sonunda sana sahip oluyor.Ev hayatını bırak, maddi dünyaların eşyalarını bırak , şehrin çöplüğü sayılacak bir yerdeki barakada yaşamaya başla !!! Ondan sonra, mülkümü yok sayarak beni özgür bırakan kişi, kendimi bulmamı sağladı de! Medeniyetin gittiği bu yönde maddi eşyaların önemini reddediyorum de!
Lanet olsun! Bütün bir nesil benzin pompalıyor, garsonluk yapıyor yada beyaz yakalı köle olmuş. Ekranlar yüzünden araba ve kıyafet peşindeler. Nefret ettiğimiz işlerde çalışıp gereksiz şeyler alıyoruz. Bizler tarihin ortanca çocuklarıyız. Bir amacımız yada yerimiz yok .Ne büyük savaşı yaşadık ne de büyük buhranı. Bizim savaşımız ruhani bir savaş, en büyük kazancımız hayatlarımız .
Televizyonla büyürken milyoner film yıldızı yada pop yıldızı olacağımıza inandık, ama olmayacağız. Bunu yavaş yavaş öğreniyoruz ve bu yüzden, çok çok kızgınız.
Elime bir tüfek alıp türünü korumak için çiftleşmeyen her pandayı vurmak istiyorum. Petrol tankerlerini açıp hiçbir zaman göremeyeceğim Fransız sahillerini kirletmek istiyorum. Duman solumak istiyorum.
Kimse ne gördüğünü bilmiyor, ama görüyor . Buna değişim denir, film devam ediyor ama izleyicilerden hiçbiri farkında değil .
Bu yazı ile ilgili yorumlarına dikkat et çünkü ; bunu yazan kişi çok tehlikelidir ve eğer bu iyi giyimli psikopat kafayı yerse, elinde geri tepmesiz yarı otomatik bir silahla ofisten ofise dolaşırken, bütün çalışma arkadaşlarını ve özellikle de patronlarını ve patronlarının midesini kurşunla doldurabilir .Bu yıllardır tanıdığın biri olabilir, sana çok yakın olan biri... June 20
Gerçekleri görme vaktin geldi. Çıkar at gözlüklerini!
Daha ilk dakikasında, olayın farkına varacaksın. Kendine geleceksin.
Mutfağa git beynini buzluktan çıkar, çözülür de çalışmaya başlar belki.
Beynindeki örümcekler, beyninin ince kıvrımlarını ağlarla örerken , yaşamanın önemini anlamaman normal. Yaşayacaksın, yaşadıkça öğreneceksin, yavaş yavaş öğreneceksin.
Kendi kendine başaracaksın. Birisinin seni kurtarmasını ümit etmek , ezikliktir.
Kimse seni kurtarmayacak , yalnız doğdun yalnız öleceksin , hepimiz farkındayız hayatın tatlı taraflarının. Peki bu tarafların farkında olmayanları, yani bunları hiç yaşamamış olanları düşünmek, hiç aklına geldi mi ?
Her insanın mutlu olduğu bir an vardır ve insan o an ile bütün bir ömrünü geçirebilir.
Önündeki yemeği beğenmeyip şikayet ederken o yemeğin sadece birazı için günlerce çalışan insanları, yada parçalarken ayakkabını kaldırımlarda , o ayakkabı için çalışan çocuk işçileri hiç düşündün mü?
Başkalırının dertlerine ortak olmak seni erdemlilerin erdemlisi yapar... Bir bilsen dünyanın kederini, bi bilsen bu dünyada olmanın bedelini , bi bilsen...
Koş, yaşa doyasıya...
Heryerde bu, beynini yıkayan insanlar, seni futbol hipnozu ile uyutanlar.
Reklam ile büyüyen neslin, zavallı marka aşığı... Nike giymek seni kral yapar.
Kumandanın üstündeki yazıları silen senin o parmakların, klavye üzerinde ne kadar da hızlı... ama aldığında eline kitabı... Hiç yakışmadı di mi ? Ne yazık... Ne güzel resimler var bu gazetede, daha büyük punto daha büyük haber, di mi ? Ne yazık...Kazırlar saçlarını, sonra ellerin ayakların bağlı, gözlerin kapalı, sırtın duvarda... Kıpırdayamazsın. Kafan sıkı sıkaya bağlı, yapışık duvara. Tam kafanın hizasında bir musluk... damlatıyor yavaş yavaş 1, 2, 3, 4,.... Bir süre sonra balyoz etkisi yapar, dayanamazsın, sürmesini istemezsin. Ölüm o anda, tatlı bir öğlen uykusundan farksızdır. Damlaların farklı sıklıklarla gelmesi , beynini yedirtir sana , kestiremezsin , bu yüzden yalvarırsın... Çin işkencesi kanıt bırakmaz , ama hayat boyu unutamazsın. Yaptığı derin yaralar içine işler.
July 19
Neyse bırak! Bende kalsın hayallerim... Uzanınca kırılmasın kalbimdeki meyvelerim
Sevgilimin kolları kadar, bir umut ışığının sevdası. Yada etrafı sarılmış haydutlar gibi baş belası...
March 21
Sahilde yürümeye ne dersin, biz ölümün en iyisine layıkız ,
Yavaş yavaş başalayacak her şey zaten bir gün öleceğiz Denizlerin mis kokulu yatağında sonsuz bahara gideceğiz Denizler gibi bir gün bizi de görecek Tanrı Ve ödüllendirecek beni seninle , biz beraber biteceğiz ,
Bunca güzellik yok mu olacak sandın ? yok olsa da tekrar başlayacak Ağlamak yasak mı? Bu güzellik uğruna , bak gökyüzüne her gün ağlıyor, Ve şu portakal ağacına bak sarkıyor, nasıl da toprağa sarılıyor,
Gökyüzü kararacak artık , Bunu bil ve koparma yeşili Ne kaldıki ondan başka yaşayacak , Artık sonun başlangıcı da belli
Biten yaşamlar kaybolmuyor,orada duruyor Kaybolan bizim gölgelerimiz Yani çocuklarımız, torunlarımız ve umutlarımız Ama bak şu bencil insana hala keyfine bakıyor
Şimdi gel ağaçlarımızın yanına gidelim, biz ölümün en iyisine layıkız ,
Yavaş yavaş başalayacak her şey zaten bir gün öleceğiz Derin sessizlik içinde sonsuz bahara gideceğiz Ormanlar gibi bir gün bizi de görecek Tanrı Ve ödüllendirecek seni benimle , biz beraber biteceğiz ,
Hayatlar bitiyor gün ve gün , Bazıları yaşadılar ve baka kaldılar hayata Beğenmemezlik yapma sakın hayatta, sen hep gül, Ve gitmesin gülümsemen o amansız sonsuzluğa ,
Kapatma gözlerini , susma artık haykır sadece
Yok eden kişiye bu insan oğlunu bir hiç uğruna
Geceleri karanlığa kapattık, kaçış yok bu yaşanacak En son yaşayan nesil biz kaldık, şimdi o hayatımızı kapatacak
İnsan kalbinin hüzünlü sesini dinledi Ve "Uçurmadan hayat bizi karanlık bahara,bir hayat bırakalım" dedi. Ama çok geç artık, çok gün kalmadı şafağa
Derin vadilerden birinde en derinlerinden ama çok sıcak orası, Orada bir bahçe 'düşlerin bahçesi' büyüsel bir şeyler var orada Ve zamanı yok edeceğiz orada baştan başlatarak hayatı ,
Başlayalım artık bir yerinden , Başlayalım artık bir yerinden, Bir yerinden artık başlayalım Bir yerinden artık başlayalım Artık bir yerinden başlayalım, Artık bir yerinden başlayalım Başlayalım bir yerinden artık , Başlayalım bir yerinden artık,
January 05
Kaybetme beni hayat Karnının en yumuşak yerinde taşı buruşmuş kalbimi Çünkü çiçekler kadar çok sevdim ben, Benimle paylaştıklarını ve uzaktaki sevgiliyi Koktun... Koktun... Hep koktun Güzel tatlar bıraktın soluduğum havaya Yarı aralık duruşlarla bakardı dünya Düşlere rengarenk bir yaşam sunan boyacılarına Dinledim... Dinledim... Hep dinledim Gün doğumuna kadar uzayan gizemli şarkilar duyurdun kulaklarıma Sonra gözlerinden düşmüş bir gece gibi ortalıklarda dolasip dagılmış saçlarımı taradın Efektler verdin içi dışına taşmış Çatlamış dudaklarıma bir aşık yaprağı kondurdun Çıkarttın tamamlanmış sihri dışarıya Büyü... Büyü... Büyü... Büyülerle büyülendirilmiş büyü Daha çok büyü ve kuşat her yanımı Karanlıklar aynamı kır ve son şarkımın çöller bölümüne götür beni Aşk... Aşk... Yalnızca bir demet aşk adına...
September 10 Bir masada oturuyorum masanın üzerinde bembeyaz bir örtü...
Ne güzel zeytinler bunlar, ya şu domateslere ne demeli...
Meyva bahçesi mi burası? Elmalar, erikler...
Peki saat kaç? O anda bırakıyorum kendimi yanlızlığa,
Kapatıyorum bütün duygularımı, sadece kokluyorum
Hmm... rüzgarın armağanı çiçek kokuları...
Seyretmiyorum bile, biri masaya kavun mu koydu?
Sanırım kuşlar da söylüyor şarkılarını ama ben dinlemiyorum
Öylesine ayrıldım ki dünyadan; o anda sevgilimi dahi unutuyorum
Şimdi hislerimde sadece:
Çiçek kokuları, hafif serin bir esinti, ve yanlızlığın dayanılmaz hafifliği var
Sevgilim kırmızı elbisesi, uzun siyah saçlarıyla merdivenin başında göründü,
Güneş gözlüklerini gayet alımlı bir şekilde çıkartıp etrafına bakındı
Merdivenden inerken rüzgarda sallanan elbisesi içinde prensesleri andırıyordu
Narin teni ve incecik beliyle o kadar zarif yürüyordu ki
O anda napim güneşi, denizi, mehtabı, güzel kokulu menekşeleri yada kır çiçeklerini...
Varken sevgilimin ceylan gözleri, pamuksu elleri ve sevgi dolu bir kalbi...
|
|
|
|